27 Eylül 2011 Salı

SONBAHAR SENDROMU

Evdeyim.
Yaprak Dökümü dizisindeki Nejla'nın pembe paltosuna sarıldığı gibi sarılmış pikeme dizi izliyorum kaç akşamdır.Ve bu akşam onca zaman sonra çorap giymenin depresyonu içersindeyim.Uzmanlara inat bu depresyondan kurtulmak için bir süre daha yazlıklarımı kaldırmayacak,t-shirtleri hırkalarla kombinleyecek,üşüye üşüye direneceğim Sonbahara,doğanın ölümüne.
Ben bu direnç kırılganlığının ortalarındayken ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ'de Soner'in kardeşinin yaşam mücadelesini örnek almalıyım diyorum kendime.Aylin bu kadar gün yüzü görmezken,servis 10 dakka ileri alınmışken,bir kitabı bitirmeden 2 tanesine daha başlarken,Kıvanç Tatlıtuğ bu kadar apaçi olmuşken,karşı dükkan üç kez el değiştirirken,çamaşırlar bile daha geç kurumaya başlamışken nasıl oluyorda Soner'in eblek yüzlü kardeşi hala hayatta..
Buna isyanım dinmeden,dizideki Ahmet sol kimliğinden liberalliğe doğru kaydığı dakikalarda aklim hala yaz akşamlarında.80'lerin sonlarında-ben çocukken- yaz akşamlarını hatırlamaya çalışıyorum..olmuyor.Zihnim çakılı kaldı bu yaza.Annemi yazmak istiyorum... duruyorum.Geçmişi yazmak istiyorum..Aklım aynı tarihte yazamıyorum.Annemi özlüyor ve Sonbahar depresyonuna koşarak kucak açıyorum.
Depresyon bu ya dizideki Berrin'nin cibiliyetsiz kocası bile sinirimi bozuyor aniden.Mutfaktaki sarı bez,kenarı ısırılmış ve kurumuş browni muamelesi yapasım geliyor çocuğa.Koca kafalı salak Osman'nın güncesindeki olayların ortasında çat diye giren buğulu sesin yarattığı boğazdaki düğümü,Nerminın kaşı gözü ayrı oynayan suratı temizliyor anca.Dizide rol alan çocukların sahnesinin bitmesi sonucu odalarına yatmaya gönderilme klişesiyle karşı karşıyayım yine.Oysa gerçek hayatta ebeveynler çocuklarını odadan çıkarmaya çalışır.
Sonbahar bu ya..aklıma 1. sınıftaki dört mevsimi öğreten tematik resimler geliyor.Orada bile yaz mevsimde denize giren çocuk,kış mevsiminde kar topu oynarken betimlenir, ama ilkbahar da kuzular sonbahar da ise dökülen yapraklar çizillir.Neden?ara mevsimlerde bir aktivite başka bir halt yoktur da ondan.Yaz,kış insan ilkbahar sonbahar hayvana ota çöpe göre demekki..
Dizide bitti,yazım da.

Not:komik bir yazı yazıcaktım ama bu Sonbahar işte..

13 Eylül 2011 Salı

yalnız yaşama incelikleri

Bir buçuk yıllık yalnız yaşam konusunda kendi içinde naif deneyimler elde ettim.Bu deneyimler sayesinde kimi zaman yeni kararlar,yaşam alışkanlıkları kimi zaman ise kişisel gelişim bozukluklarına yol açtı.Bu değişimleri genel olarak 3 başlıkta-sosyo ekonomik,sosyo politik ve sosyo kültürel altındaki paradigmalarda inceleyebiliriz..:)

Biraz daha açarsak ev yaşantısında-sosyo kültürel yapıdan başlayayım;1 kişi için ebatça büyük meyveleri marketten eve,evden 4. kata kadar çıkarmak gibi  zorlu parkuru aşamamak kaynaklı karpuza,kavuna hasret bir yaşam ideolojisini benimsedim.Hiç bir zaman bitiremediğim kalıp peynirler,zeytinler,çürüyen sebzeler,krema süt ve salçaları çöpe doğru uğurlarken yürekte ince bir sızı oluştu.Dolapta haftalara dayanan adetsel bazdaki yiyecekler- 1 adet kabak,1 adet havuç,2 adet patlıcan- ile el yordamıyla türlü yemeğini keşfettim.Ayarı kaçması sonucu fazla yapılan yemekleri tüketmek adına çağırılan öğütücü arkadaşlar sayesinde sosyalleşme konusunda bir adım daha attım.Yemekler benden bulaşıklar misafirden gibi kurallarım oluştu.
Kumanda en iyi gece arkadaşım olurken,kumanda hakimiyeti ile oluşan bağ yüzünden kimi zaman 2 haftayı bulan yatak hasreti ile tv karşısı koltukta sızma rekoru kırdım.Dünya hayatında en kıymetli anlardan biri olan uyku-uyanıklık arasındaki astral seyahat hazırlığındayken aile bireylerinin''kalk yerine yat,ışığı da kapat'' sözcüklerini duymamak sonucunda açıkta kalan yerlerin oluşturduğu tesir kaynaklı rüyalar, yaratıcılığımı arttırdı.Dikkat noktası ise hala gecelik sabahlık uyumu,eşofman-atlet takımına evde önem vermek gibi garip alışkanlıklar edindim.Hiç dolduramadığım makine yüzünden kıyafetlerim gün geçtikçe artmaya,2 haftaya varan askıdaki giysileri toplama zorluğu çekmeye başladım.Bu arada uzun zamandır izine rastlamadığım bir t-shirt ile buluşma dakikalarım duygu yüklü ve özlem dolu olmaya başladı.Dolaptaki giysileri mood durumuna göre düzenlediğimi ve depresyon kıyafetlerimi keşfettim.Deterjanım bitti ama yumuşatıcım asla.Fazladan dursun diye aldığım yumuşatıcıyı dolaba yerleştirirken henüz açılmamış 3 yumuşatıcının el salladığı anlarda Alzheimer belirtileri gördüm.
Yalnızlığın ağır bastığı zamanlarda karşı komşunun giriş çıkış saatlerini ezberleme,geç kaldığı zamanlarda telaşlanma,onun duş saatine göre uyanış saatini ayarlama,aynı anda çöp çıkarma çabası ve gelen misafirlerini gözetlemek için kapı deliğine yapışma halleri ise şizofrenik belirtileri yalnızlığın.
Televizyon yerini radyoya,pc-internet ise yerini kitaplara bırakmaya başladı.Edebiyat,felsefe kulüplerine üye olup facebook duvarında özlü sözler paylaşmak yerine,yaşadıklarımdan çıkardığım ÖZ'leri yazıya dökme heyecanı aldı içimi.Evdeki böcekler merhameti,dışarıdaki gürültüler ise sabrı öğretti.Patlayan ampulleri değiştirmek ayları bulurken,annemin diktiği çiçeği sulamak evdeki en birinci iş halini aldı.Evde uğramadığım ve gizemini sürdürmekte olan köşelerim mahremiyetini sürdürürken hafta içi ev yaşamı yatak odası-banyo arasında hafta sonları mutfak-salon arasında gelip gitmekte.
 Açsanız ve yemek yemek istemiyorsanız yemiyorsunuz,program seçimi sadece size ait.Gürültüde elinizde sessizlikte,konuşmakta, susmakta...
Yine de yatağın hala bir kısmını kullanıp,2. temiz havluyu asılı tutma isteği,fazladan terliğin hazırda durması,kurulu ikinci yatağınız,2'li kupa takımlarınız,şeker kullanmadığınız halde evde bulundurmak,okuduğunuz halde orta sehpada yer alan dergiler...hep gelme ihtimali olan ikinci kişiye ait ev düzeninde.
    Evde yaşamayan ama yaşattığınız sizin dışınızdaki misafir! nefesler için.