23 Haziran 2012 Cumartesi

Kaz dağlarında kayıp kültür

Kaz dağlarında bambaşka bir yaşam var. Sık ağaçların arasında turistik tatil beldelerin uzağında, huzurlu hobbitler gibi yaşam süren insanlarla tanıştım geçtiğimiz haftalarda.
Hacıaslanlar köyü, insanları,gelenekleri,tarzları gerçekten bu çağa ait değil.Metropollerde(ki bizim seçimimizdir böyle yerlerde  yaşamak) kaybolan samimiyet, bu köyde insanın başını döndürecek kadar dürüstlükle etrafınızda dolaşıyor.Geçtiğimiz yıl ailesindeki hastalıklar nedeni ile adak adayan bir teyzenin etkinliğine ablam,eşi ve arkadaşları sayesinde dahil oluveriyorum bir pazar gününde...



Bizden uzak duran bizden değildir’ diyerek elime bir çay bardağında rakı tutuşturuyorlar adak yerinde! Önce biraz çekiniyor ve ağaç kovuğunda etrafı süzen kuluçkadaki kuşlar gibi izlemeye başlıyorum insanları. Etrafta herkes şalvar giyiyor,2 aylık bebekte 90 yaşındaki nine de.


İki köyün birleşimindeki insanlar aynı manzarayı sergiliyor her tarafta. Yemekler hazırlanırken bir taraflarda koyu muhabbetlerin çoktan başlamış olduğunu fark ediyordum. Tüm kadınlar da erkekler de rakı-bira içiyor sohbetteyken veya iş yaparken. Yemekler dağıtılmaya başlanıyor ve geçmişte anımsadığım tatların özlemle buluşma anına şahit oluyorum. Biz küçükken Uşak-Banaz’ın köylerindeki düğünlerine giderdik. Doğusuyla batısıyla Ege yine aynı Ege. Yemek tarzları sunuş biçimleri hatta tabakları bile aynı. Yemeklerin içinde kayboluyorum.


Tam bu sırada orada yaşayan kadınlardan birisi ile sohbete başlıyoruz. Konu ölüme geliyor ve birkaç dakika şaşkınlığımı gizleyemiyorum duyduklarım karşısında. Çünkü Hacıaslanlar köyü ölülerini başından atmıyor, bu gerçeği inanılmaz bir özenle sahiplendiklerini öğreniyorum. Ölen kişi eğer bir kadın ise, yakınları tarafından cami dışında da yıkanıyor mutlaka. En sevdiği kıyafetler kefen üzerine giydiriliyor. Kulaklarına, başına, ellerine ve ayaklarına kır çiçekleri süslenerek gömülüyormuş.
Herkesle son veda için evinde bir güne yakın bir süre bekletiliyormuş, o sırada ölen kişinin ne kadar yakını var ise evine gelip onunda vedalaşıp istediği kadar zaman geçirebiliyor, ağıtlar yakılıyormuş. Herkese yeteri kadar zaman verilmesinin ne demek olduğunu, ölümü yakınlarında yaşayanlar iyi bilirler.Bu süreç tamamlandığında erkeklerin ölen kişiyi mezarlığa gömmesiyle devam ediyormuş.Burada ilginç bir davranış var ki,Türk geleneklerine çok benzer,ölen kişi en sevdiği eşyaları ile gömülüyor!Burada yaşayan insanlar henüz  hayatta iken’ ben ölünce mezarıma şunu koyun bunu koyun’  diye tembihlermiş yakınlarını...Eğer eşlerden birinin  istediği bir eşya gömülmemişse diğerinin mezarına da konabiliyormuş.Bu sırada kadınların kırk gün boyunca mezarlığa gitmesi yasak.Onlar evde kırk gün boyunca gelenleri ağırlamak,yas tutmak,yemek yapmakla yükümlülermiş.Kırkıncı günün dolması ile kadınlar mezara gidip ölen kişiye çiçekler götürüyormuş.Tabi çiçekleri ilk önce üzerlerine, boynuna ve yüzüne sürüp sonra mezar yanına konuyormuş.İnançlarına göre boynunuza sürdüğünüz çiçeğin kokusu sizin kokunuzu alır,diğer taraftaki kaybettiğiniz yakınlarınızın burnuna gidermiş kokunuz.Sizden haber alması sağlanırmış bu hareketiniz ile..

Tabi bu uğurlama ritüeli epeyce bir süreç devam ediyormuş. Buradaki insanlar yakınlarının mezarı başında sadece ağlamıyorlar, yanlarında piknik yapıp dilediklerince vakit geçirebiliyorlar. Oysa biz ne zaman annemize gitsek, dakikalık zamanlarda ayrılmaya zorlanıyoruz. Çünkü kimsenin bu acıyı daha fazla görmeye tahammülü yok! Kimse bu gerçek ile orada -yaşamla ilişkinin koptuğunu anladığınız tek mekânda-durmanızı istemiyor, herkes bir kaç dakika ağlamanızı, çiçeklerinizi koyup gitmenizi bekliyor. Sizde direnç gösteremiyorsunuz bu kültüre…


Hafif alkol,hafif oksijen çarpması ile yemeklerde sohbette bitiyor ve  adak adamaya,ot toplamaya gidiyoruz.Günün kekik güzelini de seçmeyi ihmal etmeden..:)




Sonra büyükler için kurulan salıncakta hepimiz sırayla sallanıyor, çocukluklarımız, anılarımızla vedalaşıyoruz bu güzel köyden…

Tertemiz, yalansız dolansız, samimi, neşeli, kendi kültürüne sahip çıkan, en yalın duygularla kendini ifade edebilen ve yaşayan güzel insanların arasından tüm kirlerimiz ile ayrılıyoruz.


2 yorum:

  1. Gittim gördüm sahiden bu insanlar huzurlu hobbitler gibi yaşıyorlar.Basit ve mutlu....

    YanıtlaSil
  2. Bloğunuzdaki bilgiler ilgimizi çekiyor ve verdiğiniz bilgiler arkadaşlarımızla paylaşıyoruz. İş hukuku avukatı olarak sitenizin takipçisiyiz.

    YanıtlaSil