İnsan en çok kendini kandırıyor gerçekten.Yalnız yaşama giriş yaptıktan sonra gelişme paragrafında bazı deneyimlerimi sevgili günlüğümde! paylaşmaya devam etmek istedim sakin bir pazar gününde..
Evim satılığa çıktığından beri bugün İstanbul'un ev bakmayı pek seven ahalisini evimde ağırlamak için emlakçıyla anlaşma yaptık.Oturduğum bu salak evde vaktim iyice daralırken bir kaç not yazmadan geçemeyeceğim.
Bu ev benim yuvam olmadı zaten hiç bir zaman,o yüzden yalnız uçuyor bu kuş:)
Gelenlere anlatmak istediğim şeyleri emlakçının sert bakışları nedeni ile yutmak zorunda kaldığım içim midemdeki ağrıyı burada yazarak rahatlatmayı umuyorum.Ruhlar apartmanında 8 dairede yaşam mücadelesi vermekteyiz.Apartmanda kır saçlı kibar görünüşlü,sert ses tonlu bir dişçimiz var,karşısında bekar bir bankacı.Hemen üstünde geceleri perdenin arkasından sinsice bakan,beni her gördüğünde aynı soruları soran beyaz saçlı hortlak gibi 70'inde bir azize teyzemiz var,karşısında annesi ile kalan ne idüğü belirsiz,kimliksiz sessiz bir kız oturmakta.(ben onun geceleri bir pavyonda çalıştığını,sabahları o yüzden mahalle kızı gibi sessiz sessiz eve sokulduğundan şüphelenmekteyim.)Bir üstte çatlak ve dedikoduyu çok seven, meraklı apartman yöneticimiz oturmakta-tek sorun şu ki kendisi bu apartmanda yılın 1-2 haftası oturmakta.
Üst iki karşılıklı dairede iki bekar hostes-ben sabahları işe giderken onlar yamulmuş suratlarla dünyanın bir ucundan evine gelirken karşılaşmaktayız.En üstte şizofren tavırlarıyla bendeniz ve karşımda ise eşinden ayrılmış,garip bir astsubay-kurtaran apartmanında takılmaktayız.Her gece durmaksızın partiler,eğlenceler,çatıya konan martıların kanını içmeler,sokak kedilerini toplayıp mumyalamak,filan takılıyoruz şimdilik...
Apartmanın gerçek ismini koyarken çok zor olmadı.Çünkü ruhlar apartmanında oturanlar sanki paralel evrende yaşarken buradaki silüetlerini korumakla yükümlü yaşayan ölüler.Minibüs caddesinin gürültüsü de olmasa,geceleri yatarken karıncaların yürüyüş seslerini dinleyebileceğiniz kadar sessiz ve kimsesiz bir apartman.İstanbul depreminde yıkılmayı bekleyen,özensiz,dik durmaktan yorulmuş,köhneleşmiş zevksiz bir sığınak.
Zaten mecburiyetten ve birazda benim kararım olmadan tutulan bu ev ancak bu kadar kötülenmeyi hak ediyor.
Bu kadar kalıcı olmayı da düşlemiyordum ama hayat denen bu şiddet meraklısı masal beni bu süre içinde burada yaşamaya itti.Ve buradan ayrılmadan son bir kaç ayını,yeni sahip adaylarına,bu esrarlı mekanda neler yaşanbileceklerini dürüstlükle anlatma göreviyle kuşanmış bir şövalye gibi kapıda karşılamaktayım.Emlakçıya çaktırmadan ip uçları vererek bu evi satın alır iseler başlarına gelecekleri şifreli bir şekilde anlatmaktayım.
Şu an içtenlikle diliyorum,umarım İstanbul da burası benim yuvam diyebileceğim bir ev bulur ve huzurlu bir kaç yıl daha yaşarım..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder